7 Ocak 1610, zeki bir adam yeni icadını gecenin karanlığında denemey karar veriyor. Baktığı heryerde radikal ve inanılmaz keşifler yapıyordu. Galileo evrenin sırrını çözmek üzereydi.
Onu felakete ya da zafere götürecek bir yol üzerindeydi. Bu yol üzerinde kullandığı makinesi teleskop rakibi ise Roman Katolik Kilisesiydi. Kendini bir mayın tarlasının ortasına atmıştı. Galilei’nin yargı anı onu büyük bir tehlikenin ortasına atmıştı. Çağrılması bile onun suçlu olduğunu gösteriyordu.
İnsanlık tarihinde cüretkar bireylerin kritik durumlarda zeka dolu yeni teknolojik buluşlar yaptığını görüyoruz.
KADERİN AN İLE, İNSAN İLE VE MAKİNEYLE BULUŞMASI!
Galileo Galilei‘nin bilim dünyasındaki en büyük isimlerden biri olduğunu biliyorsunuz. Ama 17. yüzyılda buluşları genel anlayışa ters düşmüş ve bilim kilisenin katı doktrinleri karşısında büyük bir sınava çekilmişti.
Teleskopuyla gökyüzünü inceleyen Galileo yüzyıllar boyunca bilim çevrelerini şaşkınlığa uğratacak yeni keşilerde bulunmuştu.
21 Haziran 1633 ROMA
Dönemin en ünlü bilim adamı 69 yaşındaki Galileo Galilei yargılanıyor. Yargılanmasının nedeni dünyanın güneşin etrafında döndüğünü açıklaması. Ondan öncekiler bu gerçeği savundukları için canlı canlı yakılmıştı.
Roma’da başına gelecekler hakkında en ufak bir bilgisi yoktu Galilei‘nin ama mahkeme huzuruna çıkmasının bile onun için büyük bir risk olduğunun farkındaydı.
Galilei’nin 17. yüzyıl İtalyası günümüz İtalyasından çok farklıydı. Ülke kuzeyde ulus kentlere, ortada papanın kontrolü altındaki bölgelere ve güneyde monarşinin hüküm sürdüğü kraliyetlere bölünmüştü.
Katolizmin ağır etkisi altındaki bu topraklarda papa her türlü yetkiye sahipti, ama kilise yeni çağın yeni buluşuyla sınanmak zorundaydı.
1600′lü yıllar büyük gerilimlerin yaşandığı ve bilgi tohumlarının atıldığı bir dönemdi. Bir yanda kilise tarafından dayatılan ve o güne kadar kabul gören anlayışı, diğer yanda bilime ışık tutan yepyeni buluşlar vardı.
Yeni bir kıta keşfedilmişti. Yeni aletler vardı. Yeni teknikler kullanılıyor ve yeni sanayiler kuruluyordu. Dönemin yeniliklerine rağmen Aristo’nun 4. yüzyıla ait öğretileri baz alınıyor, yenilikler bu temeller üstüne oturtulmaya çalışılıyordu. Bu anlayış dünysnın merkezde olduğunu yıldızların onun çevresinde döndüğünü destekliyordu.
Galilei dönemine gelene kadar Aristo yüzyıllar boyunca danışılacak tek kaynak olarak görülmüştü. Böyle uzun bir süreçte bilgi tek bir insanın omuzlarına yüklendiğinde uygarlıkları yeni fikirlere açmak ve o görüşü çürütmek çok uzun zaman alabilir.
Aristonun fikirlerine alternatif görüşler getiren ilk bilim adamı Polonayalı Astronom Nikolas Kopernik oldu. 1543′te dünyanın bir heliosentrik görüntüsünü ortaya attı. Burada merkezde olan dünya değil “güneşti”.
Bu o dönemde kabul görmeyecek hatta tehdit olarak görülecek kadar uç bir iddiaydı. Dünyanın kozmik evrendeki yerinin pek de önemli olmadığı fikri insanlığın önemli olmadığı fikriyle bağdaştırılmaya çalışılıyordu.
Kilise protestan devrimiyle ilgili sorunlar yaşıyor yeni doktrinin üstesinden gelmeye çalışıyordu. 1542 yılında katolik kilisesi tarafından bu tip fikirlerin kabul görmeyeceği ve ağır bir şekilde cezalandırılacağına dair bir yasa çıkarıldı. İnsanların itiraf etmelerini sağlamak adına korkunç işkence yöntemleri kullanılmaya başlandı.
İnsanlık tarihinde ortaçağ sorgulamalarından daha ağır ve dehşet dolu sahneler yaşanmamıştır.
Bu kötü uygulamaları sonunda kiliseye karşı çıkmanın ne kadar tehlikeli olduğu anlaşıldı. Ama Padua Üniversitesinde 36 yaşındaki matematik profesörü Galileo Galilei’nin bu riskli ortamdan kaçmaya niyeti yoktu.
Koyu bir katolik olmasına rağmen Galilei dini inançlarla bilimsel gerçeklerin birbirleriyle çelişmemesi gerektiğine inanıyordu. Dini çevrelerin tepkilerini çekmesine rağmen bu durum onun inancını zedelemiyordu.
Casus Camı?
Galilei paraya sıkışmıştı. Acil olarak para bulması gerekiyordu. O günlerde casus camı olarak bilinen yeni bir keşif olduğunu duydu. Bu yeni aygıt uzağı yakına getirebiliyordu. Ekim 1608′de Hollandalı bir mercek yapımcısı bir dış bükey lensi iç bükey lensin önüne koyduğunda ilginç bir buluşa imzasını attı.
Aslında bu 2 merceğin bir tüpün içine yerleştirilmesinden oluşuyor. Bununla evreni keşfetmek mümkün.
Galilei bu casus camının nasıl çalıştığını anlamakta gecikmedi. Hollandalı mucidin Venedik’e satış yapmaya geleceğini duyar duymaz bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu düşündü.
Bunun askeri alanda çok önemli bir gelişme olacağının farkındaydı. Bir Hollandalının kentine kadar gelip bu aletten bir servet kazanacağı fikri ona hiç de sıcak gelmiyordu. Bunun için birşey yapması gerektiğini düşündü. Galilei 24 saat aralıksız çalışarak benzer bir teleskop yapmaya çalıştı. Sonunda Hollandalınınkinden 2 kat daha güçlü ve ondan çok daha üstün bir teleskop geliştirmeyi başardı.
Galilei teleskopu icat etmedi ama onu kusursuzluğa ulaştıran kişi oldu. Teleskop yapıldığını duyan Galilei ondan daha iyisini yapabileceğini biliyordu.
Galilei hemen Venedik’e gidip yeni senatoya sunmaya karar verdi. Bununla saatlerce önce gelecek gemilerin görülebileceğini söyledi. Venedik donanması sipariş vermekte gecikmedi. Ama Galilei’nin ilgi alanı bununla sınırlı değildi. Teleskopu geliştirmekle yetinmeyeceği kesindi. Onunla başka neler yapılabileceğini düşünüyordu. Teleskopla başka neleri gözleyebilirdi?
Galilei uzaktaki objeleri 20 kat daha yakına getirecek kadar merceklerle oynamalar yaptı.Artık elinde daha önce kimsenin görmediği nesneleri görebilecek kadar güçlü bir alet bulunuyordu.
Casus camı daha sonra “uzağı görmek” anlamında teleskop adıyla anılmaya başlandı. Teleskopu aldı ve gökyüzüne bakmaya başladı. Baktığı heryerde radikal, akılalmaz yeni keşiflerde bulunuyordu.
1609 yılının sonbaharında Galilei teleskopuyla aya bakmaya karar verdi. Gördüklerini, dağların yüksekliklerini matematiksel modellerini kullanarak ölçüp notlar aldı. Her geçen gün yeni keşiflerde bulunuyordu. Bu keşifler arasından en ilginci Jüpiter idi. Jüpiter ve etrafındaki uyduları keşfettiğinde bütün ipuçlarını yakalamıştı.
Artık dünyanın da sabit durmadığını biliyordu.
Galilei’nin başına büyük dert aldığını söylemiştik. Kilise onun sonunu getirdi. Galilei’nin ölümünden 30 yıl sonra Newton ilk yansımalı teleskopu geliştirdi. Bunu iç bükey bir ayna kullanarak ve görüntüye odaklanarak gerçekleştirdi. Aynalar teleskopların büyümesini sağladı. Günümüzde dünyanın 550 km üstündeki Hubble teleskopu evreni daha iyi tanıyabilmemiz için gözlemler yapmaya devam ediyor.
Bu küçük aletin insanlık tarihini bu kadar değiştirmiş olması gerçekten inanılmaz birşey.
31 Ekim 1992, 359 yıl ve 13 yıllık araştırmadan sonra Roma katolik kilisesi Galilei’nin dönemin din adamları tarafından haksızlığa uğratıldığını ve haksız bir cezaya çarptırıldığını kabul etti. Bilimle dinin çekişmesi bugün bile çok sık görülen bir olgudur. Artık odak noktası astronomiden biyolojiye kaydı. Ama hala çok büyük bir çekişme yaşanıyor. Din bilimin öngördüğü herşeyi kabul etmek zorunda mıdır?
Bir adam karanlıklar içine gömülü şehir manzarasını tamamen değiştirecek!
Thomas Edison, Mucit, Girişimci ve Şovmen
Thomas bir çocukken okuldan alındı. Ancak bu modern dönemi tanımlayan icatlarla isminin eş anlamlı olmasının önünde bir engel oluşturmadı.
Binden fazla patenti işleten dünyanın ilk araştırma laboratuvarlarından birinde ekibini 7 gün 24 saat çalışmaya zorluyor. Dünya geceleri hala tehlikeli mumlar, gaz ve parafinle aydınlatılıyor.
Edison’un ise bütün bunlara karşı çok daha iyi bir fikri var. Bir vakum içinde yavaşça yanan ince bir tel bu: “Elektrik Ampülü”
Edison kendini laboratuvara kilitliyor ve günlerce uyumuyor. Risk oldukça yüksek. Destekçileri araştırmasına 130 bin dolar yatırdı. Bugünün parasıyla milyonlara denk geliyor. Elbette ki Edison onları hayal kırıklığına uğratmamak ve dünyayı aydınlığa kavuşturmak için çabalıyordu.
Mükemmel teli bulabilmek için sadece bitkiler dünyasından 6 bin maddeyi denediğini iddia ediyordu. (ceviz, ladin, sakal, misina, iplik, tik ağacı, şimşir, selüloid, parşömen hiçbiri…)
…ve sıradışı birşey oluyor. Bir parça kömürleştirilmiş karbon 300 saate kadar yanıyor.

Edison’un yaptığı karanlığın arkasındaki aydınlık kapıyı aralamaktı. Bunun anlamını bir düşünün. Bunun günlük hayat için ne anlama geldiğini düşünün.
1879 yeni yıl arefesi. Thomas Edison yeni icadını ortaya çıkarıyor. Binlerce insan laboratuvarına hücum ediyor. Pensilvanya tren işletmesi insanların kalabilmesi için özel trenler tahsis ediyor.
Thomas Edison elektrik ampülünü icat ettiğinde oradaki insanlar bunun çok sihirli birşey olduğunu düşündü. Şimdi bize ne kadar basit geliyor değil mi? Düğmeye basıyorsunuz anında yanıyor. Patlıyor hemen yenisini alıyorsunuz. Elektrik tasarrufluları var günümüzde. İçinde karbon teli olmayanlar bile var. Gaz ile de ampülün içinde iletimin sağlanabileceğini keşfediyor bilim.
O zaman insanlara büyüleyici gelmişti. Orada oturuyorsunuz ve bir anda kibrit kullanmadan, parafin ya da gaz kullanmadan sadece basıyorsunuz ve yanıyor.
Sadece 2 yıl içinde New York, Shikago, Detroit, San Luis, New Orleans gibi şehirlere elektrik üretmek için Edison 5000′den fazla güç istasyonu kuruyor. Sonraki 5 yılda bu sayı 127bin’e çıkıyor.
1902 itibariyle 18 milyon elektrik ampulü kullanımda. Amerikadaki etkisi son derece büyük. Spor maçları, fabrikalar, dükkanlar… hepsi gece de açık olabilecek.
Elektrik şehre gelince daha fazla insan da şehirlere gelmeye başlıyor.