Küresel ısınmadan güneş sorumlu değil

İngiliz bilim adamları, ”Güneş’in solar aktivitesindeki değişimlerin, atmosferdeki bulutluluk oranını etkilediği” varsayımının doğru olmadığını saptayarak, küresel ısınmadan insan faaliyetlerinin sorumlu olduğu konusunda bir kanıta daha ulaştı.

Lancaster Üniversitesi’nden araştırmacılar, “solar aktivitedeki değişimlerin kozmik ışınların yoğunluğunu etkilediği, Dünya’ya ulaşan kozmik ışınların da bulutluluk ve ısı oranlarını değiştirdiği” yolundaki teorinin doğru olmadığını ortaya koydu.
Bilim adamları, son 20 yılda Dünya’ya ulaşan kozmik ışınlar ve bulutluluk oranları arasında böyle bir bağ olmadığını belirleyerek, iklim değişiminin nedenine “şüpheci” yaklaşanların benimsediği en önemli teoriyi çürütmüş oldu.
Bulgularını “Institute of Physics” ve “Environmental Research Letters” dergilerinde yayınlayan araştırmacılar, iki değişken arasında bir korelasyon olup olmadığını araştırmak için 3 farklı yöntem denediklerini ancak hiçbir bağ bulamadıklarını kaydetti.
Bu araştırmanın, Danimarkalı bilim adamı Henrik Svensmark’ın, Dünya’daki son küresel ısınmanın sorumlusunun kozmik ışınlar olduğu yönündeki teorisinin doğru olmadığını ortaya koyan önemli bir kanıt olduğu belirtiliyor.
Svensmark’ın teorisi, “aslında küresel ısınma diye bir şey olmadığını” iddia eden ve önemli bir tartışma başlatan “Büyük Küresel Isınma Dolandırıcılığı” (The Great Global Warming Swindle) adlı belgeselin dayandığı temel fikir olmuştu.

Karbon emisyonlarını boşuna mı azaltıyoruz?
Araştırma ekibinden Terry Sloan, bu çalışmaya Svensmark’ın teorisi nedeniyle başladıklarını belirtti.Sloan, “Eğer haklıysa karbon emisyonlarını azaltmak için bütün bu masraflı önlemleri alarak yanlış yol izliyoruz. Gerçekten haklıysa karbon emisyonlarını dert etmemize gerek yok” diye düşündüklerini söyledi.
Profesör Sloan ve ekibi, çeşitli zamanlarda, Dünya’da zayıf ve güçlü kozmik ışın ulaştığı saptanan bölgeleri ele aldı ve ışın miktarının gerçekten bulutluluğu etkileyip etkilemediğini inceledi.
Sloan, “Bazen Güneş ‘geğirir’ ve çok büyük miktarda parçacık saçar. Biz de Güneş’in bu ışınları saçmasından sonra bulut oluşumlarının artıp artmadığına baktık ve hiçbir şey bulamadık” diye konuştu.
Araştırmacılar, kozmik ışınlarla bulutluluk oranı arasında zayıf bir bağlantı olduğunu, hatta bazı dönemlerde arada hiç bağlantı olmadığını saptadı.
Svensmark’ın teorisiyle ilgili daha önce de sınırlı bölgelerdeki bulutluluk oranlarını ya da solar faaliyetlerdeki değişimleri inceleyen araştırmalar yapıldığı ve benzer sonuçlara ulaşıldığı belirtiliyor.
Terry Sloan, yaptıkları çalışmadan çıkan sonucun çok basit olduğunu kaydetti:”Karbon emisyonlarını azaltmak için çalışmaya devam etsek iyi olur.”

4 Nisan 2008
Okunma
bosluk

160 Ülke Küresel Isınmayı Artıran Gazların Salınımını Azaltma Kararı Aldı

160 Ülke Küresel Isınmayı Artıran Gazların Salınımını Azaltma Kararı Aldı
Tayland’ın başkenti Bangkok’ta düzenlenen küresel ısınmayla dünya çapında mücadele konulu toplantıda küresel ısınmayı artıran (sera etkisi yapan) gazların aşırı salınmasını azaltma yönünde kararlar alındı.Bu kararlar doğrultusunda 160 ülke anlaşmaya vardı.

Dünyadaki ulaşım sanayisi, atmosferi kirleten gazların yüzde 3′ünü
temsil ediyor. Ancak gemi ve uçak seyahatleri, Kyoto Protokolü çerçevesinde sanayileşmiş ülkelerin azaltma sözü verdiği oranlarda yer almıyor.
Bangkok deklarasyonunda, Kyoto Protokolüne imza koyan tarafların uçak vegemi yolculuklarıyla yayılan gazların ne şekilde azaltılabileceği ya da kısıtlanabileceğini inceleyeceği taahhüdüne yer veriliyor.

4 Nisan 2008
Okunma
bosluk

İlk yarı insan yarı hayvan embriyosu (hibrid) üretildi.

Bilim dünyası ve din adamları arasındaki etik tartışmaları arasında İngiltere’nin ilk yarı insan yarı hayvan embriyosu (hibrid) üretildi.
İngiltere’de Newcastle Üniversitesi’ne mensup bir grup bilim adamı, insan ve hayvan hücrelerinden melez olarak embriyo üretti.

İnsan ve sığır hücrelerinden oluşturulan embriyoların üç gün kadar yaşatılabildiği ve çeşitli hastalıkların tedavisi için yapılan tıbbi araştırmalar çerçevesinde geliştirildikleri açıklandı.

Benzer uygulamaların yaygınlaştırılmasına olanak sağlayan ve daha Avam Kamarası’na getirilmeden sert tartışmalara neden olan ilgili yasadan önce elde edilen embriyoların mikroskop altında aynı dönemdeki herhangi bir insan embriyosuna benzediği bildirildi.

Katolik Kilisesinin itiraz ettiği ve İngiltere kabinesindeki Katolik bakanların istifasına bile yol açabileceği belirtilen uygulamayı destekleyen tıp çevreleri ise hastalıkların anlaşılabilmesi ve tedavi edilebilmesi için bu tür araştırmalara mutlaka izin verilmesi gerektiğini kaydetti.

Söz konusu çevreler, uygulamanın Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara yeni tedavi yöntemleri bulunmasına yardımcı olabileceğine de dikkat çekti.

Embriyoların insan cildinden alınan DNA’ların sığır yumurtalarına enjekte edilmesiyle elde edildiğini belirten bilim adamları, araştırmalarda sığır yumurtalarının kullanılmasının nedeninin, bağışçılardan alınan insan yumurtalarının “kıt” ve “değerli” olmasından kaynaklandığını ifade etti.

İngiltere’de çıkartılması düşünülen yasaya göre, insan-hayvan melezi embriyolar sadece araştırma amacıyla geliştirilebilecek ve bu embriyoların 14 günün ötesine geçmesine asla izin verilmeyecek. Bilim adamları, bu embriyolardan vücudun temelini oluşturan kök hücreleri almak ve bunlar üzerinde sebebi bilinmeyen ve tedavisi bulunmayan hastalıklar konusunda araştırma yapmak istiyor.

Newcastle Üniversitesi’nin insan-hayvan melezi embriyoların geliştirilmesine olanak tanıyan yasanın Avam Kamarası’nda görüşülmesi ve oylanmasından önce yaptığı bu deneyin Üremesi Sağlığı ve Embriyoloji İdaresinin özel izniyle yapıldığı açıklandı.

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Ömer el-Hayyâm Hakkında Bilgilendirme Yazısı


Daha çok dörtlük biçiminde yazmış olduğu felsefî şiirlerle tanınan Ömer el-Hayyâm (1045-1123), aynı zamanda matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla bilimin gelişimini etkilemiş seçkin bir bilim adamıdır.

Matematiğe ilişkin araştırmaları özellikle sayılar kuramı ile cebir alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides’in Elementler’i üzerine yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel sayıların da rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini ilk defa kanıtlamıştır.

En değerli cebir yapıtlarından birisi olan Risâle fî’l-Berâhîn alâ Mesâili’l-Cebr ve’l-Mukâbele’de (Cebir Sorunlarına İlişkin Kanıtlar) denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır.

Bunun dışında, Ömer el-Hayyâm’ın üçüncü dereceden denklemleri de, terim sayılarına göre tasnif ettiği ve her grubun çözüm yöntemlerini belirlediği görülmektedir. Buna göre, üçüncü dereceden denklemler, üç terimliler ve dört terimliler olarak ikiye ayrılır ve üç terimliler,

x3 + cx2 = bx
x3 + bx = cx2
cx2 + bx = x3
olarak ve dört terimliler ise,
x3 + cx2 + bx = a
x3 + cx2 + a = bx
x3 + bx + a =cx2
cx2 + bx + a = x3 ve
x3 + cx2 = bx + a
x3 + bx = cx2 + a
x3 + a = cx2 + bx

olarak sıralanır. El-Hayyâm üçüncü derece denklemlerinin aritmetiksel olarak çözülemeyeceğine inandığı için, bu denklemleri koni kesitleri yardımıyla geometrik olarak çözmüş, negatif kökleri, daha önceki cebirciler gibi, çözüm olarak kabul etmemiştir.

Şimdi, x3 + cx2 = a denklemini nasıl çözdüğünü görelim: Yandaki şekilde, AB = c ve H3 = a olsun. AB’nin uzantısı üzerinde BT = H alınsın ve AB’ye B noktasından bir dikme çıkılsın. BC = H olsun ve BCDT karesi tamamlansın. BCDT karesi üzerine H yüksekliğine sahip bir küp çizilsin. D köşesinden, asimptotları BC ve BT olan EDN hiperbolü ve A köşesinden, AT eksenli ve BC parametreli AK parabolü çizildiğinde, bu hiperbol ile parabol kesişmek zorundadırlar. Kesişme noktaları E olsun. E’den AT ve BC doğrularına iki dikme inilsin ve bunlar EZ ve EL olsun. Bu durumda x = BZ olacaktır.

Kanıt : EZ2 = AZ . BC (parabolün özelliğinden) *

(AZ/EZ)=(EZ/BC)

EZ . BZ = BC . BT = BC2 (hiperbolün özelliğinden)

(BZ/BC) = (BC/EZ) olur ve ikinci ifadenin karesi alınırsa,

((BZ)2 /(BC)2) = ((BC)2 / (EZ)2) elde edilir.

AZ = BZ + AB olduğuna göre, BC3 = BZ2 (BZ + AB) = (BZ3 + BZ2). AB) elde edilir. BC = H, H³ = a, AB = c olarak verildiğinden, a = (BZ3 + c . BZ2 ) bulunur. BZ yerine x konursa, orijinal denklem elde edilecektir; öyleyse BZ = x olmalıdır.

Ömer el-Hayyâm’ın astronomi alanındaki çalışmaları da çok önemlidir. Eskiden beri kullanılmakta olan takvimlerin düzeltilmesi için Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh (1052-1092), 1074-1075 yılları civârında İsfahan’da bir gözlemevi kurdurmuş ve başına da dönemin en ünlü astronomlarından biri olan Ömer el-Hayyâm’ı getirmişti. Ömer el-Hayyâm ile arkadaşlarının yapmış olduğu araştırmalar sonucunda, daha önce kullanılmış olan takvimleri düzeltmek yerine, mevsimlere tam olarak uyum gösterecek yeni bir takvim düzenlemenin daha doğru olacağına karar verilmiş ve bu maksatla gözlemler yapılmaya başlanmıştır. Gözlemler tamamlandığında, hem Zîc-i Melikşâhî (Melikşâh Zîci) adlı zîc ve hem de et-Târîhu’l-Celâlî denilen Celâleddin Takvimi düzenlenmiştir (1079). Celâleddin Takvimi, bugün kullanmakta olduğumuz Gregorius Takvimi’nden çok daha dakiktir; Gregorius Takvimi, her 3330 yılda bir günlük bir hata yaptığı halde, Celâleddin Takvimi 5000 yılda yalnızca bir günlük hata yapmaktadır.

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Bilim Adamı Niels Bohr Hakkında Bilgiler

Niels Henrik David Bohr (7 Ekim 1885, Kopenhag – 18 Kasım 1962, Kopenhag), Danimarkalı ünlü fizikçi.

Kuantum kuramının atom yapısının belirlenmesinde ilk kez kendi adıyla anılan atom modelini oluşturdu. Kuantum fiziğinin gelişmesinde 50 yıla yakın bir süre öncü rol oynadı. Ayrıca atom çekirdeğinin “sıvı damlacığı modeli”ni geliştirdi.

Söylentiye göre, Danimarka halkının övünç duyduğu dört şey vardır: Gemi endüstrisi, süt ürünleri, peri masalları yazarı ve fizik bilgini Niels Bohr. Bohr, bilgin kişiliği ve insancıl davranışlarıyla, büyük hayaller peşinde koşan gençlere örnek ve esin kaynağı olan bir öncüydü. O, ne Rutherford gibi dış görünümüyle ürkütücü ne de Einstein gibi “arabaya tek başına koşulan at” idi.

Daha önce Rutherford’un olağanüstü yeteneğini farketmiş olan Thomson, nedense Danimarkalı gence sıradan biri gözüyle bakıyordu. Tartışmalı bir toplantıda Bohr’un ileri sürdüğü bir çözümü irdelemeden yanlış diye geri çevirir, daha sonra aynı çözümü kendisi dile getirir. Bu olayı içine sindiremeyen Bohr yeni arayışlar içine girer.

Bu sırada bilim dünyasının parlayan yıldızı Rutherford’tur. Katıldığı bir konferansında Rutherford’un coşkusuyla büyülenen Bohr, Cavendish’i bırakır, Manchester’de onun ekibine katılır. Rutherford deneyciydi, Bohr ise kuramsal araştırmaya yönelikti. Ama iki bilimadamı arasındaki ilişki ömür boyu süren bir dostluğa dönüştü. Öyle ki, Bohr biricik oğluna hocanın adını (Ernest’) verdi. Oysa, bursunun tükenmesi nedeniyle Manchester’de yalnızca altı ay kalabilmiştir.

Bohr oluşturduğu atomun kuantum kuramını yayımlamadan önce Rutherford’un incelemesine sunmuştu. Rutherford her şeyde basitliği arayan titiz bir kişiydi. Bohr’un yazısı karmaşık, uzun ve gereksiz yinelemelerle doluydu. Rutherford düzeltilmesini gerekli gördüğü noktalara değindikten sonra,,” diyerek genç bilimadamını yüreklendirmişti.

Bohr’un kuramı 1913′te İngiltere’de yayımlanır. Ne var ki, bilimadamlarının bir bölümünün tepkisi olumsuzdur. Onlara göre ortaya konan, bir kuram olmaktan çok rakamlarla oluşturulmuş bir düzenlemeydi. Oysa, başta Einstein olmak üzere kimi bilimadamları, çalışmanın büyük bir buluş olduğunu farketmişlerdi. Kuramın, spektroskopi biliminin atomik temelini kurduğu çok geçmeden anlaşılır. Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.

Kopenhag Teorik Fizik Enstitüsü başkanlığına getirilen Bohr, 1922′de Nobel Ödülü’nü alır. Artık kısaca “Bohr Enstitüsü” diye anılmaya başlayan Enstitü’ye dünyanın pek çok ülkesinden genç fizikçilerin akını başlar. Gelenler arasında Heisenberg, Pauli, Gamow, Landau gibi sonradan ün kazanan genç araştırmacılar da vardır. Kısa sürede dünyanın en canlı bilim merkezine dönüşen Enstitü bir grup üstün yetenekli genç için bulunmaz bir eğitim ortamı olmuştu.

Bohr çalışma yaşamında sergilediği istenç gücünün yanısıra neşe ve mizahıyla gönülleri fethetmesini de biliyordu. Bir teori üzerine tartışırken, sözlerini şöyle bağlamıştı: “Bu teorinin çılgınca bir şey olduğunu biliyoruz. Ama ayrıldığımız nokta, teorinin, doğru olması için yeterince çılgınca olup olmadığıdır.”

Son önemli çalışmasını, 1939′da yaptı. Yeni keşfedilmiş olan çekirdek bölünmesinin neden bazı çekirdeklerde olup diğerlerinde olmadığını açıklamak için, bir büyük çekirdek ile bir sıvı damlası arasındaki benzerliği kullanmıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Bohr, New Mexico’daki Los Alamos’ta (ABD) atom bombasının geliş­tirilmesine katkıda bulundu. Savaştan sonra Kopenhag’a döndü ve burada 1962′de öldü.

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Bilim İnsanlarının Hayatı | Stephen Hawking


Stephan Hawking 8 ocak 1942′de (Galileo’nun doğumundan tam 300 yıl sonra) Ingiltere Oxford’da doğdu.Ailesi kuzey Londra’da oturuyordu.Fakat II. dünya savaşı sırasında burası bebek dünyaya getirmek için çok emniyetli bir yer değildi. Bu yüzden Oxford’a taşındılar. Hawking sekiz yaşında iken, kuzey Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans gitti.Onbir yaşında St Albans okuluna kayıt oldu.

Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford üniversite’ si kollejine devam etti.

Stephan babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matemetik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik okumaya başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.

Stephan daha sonra Cosmology üzerine çalışmak üzere Cambridge’ e gitti. O zamanlar Oxford’ da Cosmology üzerine çalışma yoktu. Cambridge’de Fred Hoyle’u supervisor olarak istemesine karşın süpervisorü Denis Sciama idi. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville’ de Caius kollejde profesör asistanı oldu. 1973′de Astronomi Enstütüsünden ayrıldıktan sonra Stephan uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümüne geçti. 1979′dan sonra matematik bölümünde Lucasian profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. Ilk olarak Isaac Barrow sonra 1669′da Isaac Newton’a verilmişti.

Stephan Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’in Uzay ve Zamanı kapsayan Genel görecelik teoreminin Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Quantum Teorisi ile Genel Görecelik Teorisinin birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikici yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucuda karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonucda evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Buda evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

Onun birçok kitabından bazıları, The Large Scale Structure of Spacetime, General Relativity: An Einstein Centenary Survey, ve 300 Years of Gravity. Stephen Hawking’in en popüler ve ençok satan iki kitabı; A Brief History of Time ve daha sonraki kitabı, Black Holes and Baby Universes and Other Essays.

Profesör Hawking 12 onur derecesi almıştır. 1982′de CBE ile ödüllendirilmiş,bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society’nin ve National Academy of Sciences (Amerikan ulusal bilimler akademisi(N.A.S.) ) üyesidir.

O teorik fizik çalışmaları ve yüklü programına rağmen ailesine (üç çocuk ve bir torun) her zaman zaman ayırmayı bilmiştir.

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Bilim İnsanlarının Hayatı | JOHANNES KEPLER


Babası yoksul bir paralı asker, annesi de bir hancının kızıydı. Başlangıçtan beri bozuk olan sağlığının üç yaşında yakalandığı ve gözleriyle ellerinin zayıf kalmasına neden olan, çicek hastalığından sonra daha da kötüleşmesi nedeniyle ailesi din adamı olarak yetiştirilmesine karar verdi. Çok yoksul bir aileden gelmesine karşın üstün zekasıyla küçük yaşta dikkatleri çeken Kepler, Württemberg dükünün yardımıyla Tübingen Universite’sinde sürdürdüğü öğrenimini 1588 de bitirdi. 1591′de aynı üniversitede lisansüstü çalışmasını tamamladı. Michael Mästlin’in Tübingen’deki astronomi derslerini izleyerek Copernik sistemini benimsemesi Keplerin sonraki yaşamı açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Daha sonra başladığı ilahiyat öğreniminin son yılında iken Graz’da ki Lutherci lisede boşalan matematik öğretmenliğine atandı. Böylece ilahiyat öğrenimini bırakmış oldu. 1594′te gittiği Graz’da evrenin yapısına ilişkin araştırmalarına başladı. Platoncu felsefenin ve Pythagorasçı matematiğin etkisiyle evrende var olduğuna inandığı matematiksel uyumu ortaya koymaya çalıştı. Bu amaçla eski yunalılardan beri bilinen ve Platon cisimleri olarak adlandırılan beş düzgün çokyüzlüden yararlanmayı düşündü. Uzay da yalnız bu beş düzgün çokyüzlünün var olabileceği eski yunanlılarca kanıtlanmıştı. Bu beş düzgün çokyüzlü şunlardı. Dörtyüzlü (yüzleri dört eşkenar üçgen olan piramid),küp,sekizyüzlü(sekiz eşkenar üçgen), onikiyüzlü(oniki düzgün beşgen) ve yirmi yüzlü(yirmiş eşkenar üçgen). Bu çok yüzlüler köşelerinden geçen birer küre içine yerleştirilebildikleri gibi bunların içine yüzlerine orta noktalarından teğet olacak biçimde birer küre yerleştirilebilir. Copernik astronomisi her biri bir küre üzerinde dolanan altı gezegen tanıyordu. Kepler bu altı gezegenin üzerinde dolandığı kürelerin aralarında beş ploton cismi bulunacak biçimde iç içe yerleşmiş durumda olduklarını öne sürdü. Kepler 1600′de, o sıralarda imparatorluk matematikçiliğine atanan Tycho Brahe’nin yanına gitti ve onun asistanı oldu. Brahe ertesi yıl ölünce imparatorluk matematikçiliğine atandı. Kepler yıldızların insanların yaşamlarını yönlendirdiği yolundaki boş inancı redetmesine karşın, evren ile insan arasında belirli bir uyum olduğuna inanıyordu ve astrolojiye dayanan öngörüleriyle ün yapmıştı. Tycho Brahe’nin araştırma grubunda Kepler’e Mars’ın incelemesi görevi verilmişti. Ama o önce ışığın atmosferde kırılması olgusunu incelemek gerektiği kanısına vardı. Dış uzaydaki gökcisimlerinden gelen ışık ışınlarının, Yeri çevreleyen yoğın atmosfere girdiklerinde nasıl kırıldığı konusundaki araştırmalarının sonuçlarını Ad vitellionem Paralipomena Quibus Astronomiae Pars Optica Traditur(astronomideki optik konuların incelenmesi konusunda Vitellio’ya ek) gibi alçakgönüllü bir başlık altında yayımladı.Brahe’nin gözlem sonuçlarını dairelerden oluşan ve düşünebildiği her türden yörünge biçimine uydurmaya çalışıp başarıya ulaşamayan Kepler, Kopernik’in görüşlerinden de esinlenerek, dairesel olmayan yörüngeleride ele aldı. Ve doğru sonuca ulaştı. Mars odaklarından birinde Güneş bulunan eliptik bir yörüngede dolanıyordu. Gezegenler yörüngede dolanırken eşit zaman aralıklarında eşit yol almıyordu ama gezegeni güneşe birleştiren doğru parçası eşit zaman aralıklarında eşit alanlar tarıyordu Bu iki yasa bügün Kepler’in birinci ve ikinci yasası olarak bilinir. Keplarin üçünçü yasası ise Gezgenlerin güneşe olan ortalama uzaklıklarının üçünçü kuvveti , yörüngedeki dolanma sürelerinin karesiyle orantılıdır. Bu üç yasa yarım yüzyıl sonra Isaac Newton’un evrensel kütle çekimi yasasını bulmasında belirleyici rol oynamıştır.

http://www.teknobook.net/wp-content/plugins/resim-cek/yukle/teknobookdosya.files.wordpress.com//johannes-kepler.gif

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Bilim İnsanlarının Hayatı | FERDİNAND PORSCHE


Alman otomobil tasarımcısı sonraları “böcek” adı altında dünya çapında satış rekorları kıran KdF- Wagen’i (otomobil) 1935′ten itibaren üretmeye başladı. Porsche, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk spor otomobili geliştirdi.

Porsche, Maffersdorf/Bohemia’da musluk tamircisi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Boş zamanlarında teknik ve elektrikle uğraştı. Liseyi bitirdikten sonra Viyana’ya giderek Teknik Üniversiteye dinleyici öğrenci olarak yazıldı. İlk işini elektrik motorları üreten bir işletmede buldu.

Otomobil tutkusunun farkına burada vardı. Lohner-Porsche Porsche 1900′daki Paris Fuarı’nda, kendi buluşu olan ve dingillerindeki elektrik motorlarıyla çalışan otomobili sergiledi.

Taşıt aracını Viyana saray arabaları yapımcısı Lohner şirketinin elemanı olarak yaptığı için, bu yeni otomobil Lohner-Porsche olarak tanındı. Bunun hemen ardından düşüncesini daha da geliştirerek elektrik motorlarını bir benzin motoru aracılığıyla besledi. Bu yeni tahrik biçimiyle şanzıman dişlisine gerek kalmıyordu.

Porsche teknik müdür olarak Viyana Neustadt’taki Austro-Daimler şirketine geçti. Burada tanınmış bir uzun mesafe yarışı olan Prinz-Heinrich-Fahrt için yaptığı otomobille yarışı bizzat kazandı.

Porsche ayrıca uçak motorları ve Birinci Dünya Savaşı’nda topları taşıyan çekici araç tasarımcısı olarak kendisine bir isim yaptıktan sonra, savaşın ardından tasarladığı iki binek otomobiliyle Austro-Daimler’deki son başarılarına imza attı. 1923′te firmanın Stuttgart’taki merkezine teknik müdür ve tasarımcı olarak geçti. Avusturya’daki Steyr şirketinde kısa bir süre (1928-30) çalıştıktan sonra, 55 yaşında bağımsızlığı seçti.

Kendi Şirketi Uluslararası bir şöhrete sahip olan Porsche, yorulmak bilmeksizin daha başka teknik yenilikler de geliştirdi ve çeşitli firmalar için komple yeni otomobiller tasarladı.

Esnekliği dolayısıyla yüklenme halinde dönebilen bir amortisör elemanı olan döner çubuk yaylanıcısını (süspansiyonunu) buldu. Sıkışık parasal durumunu, ardından gelen yıllarda Nasyonal Sosyalist rejimin önemli bir taşıt aracı danışmanı olarak düzeltti. İyi kişisel ilişkilerinin ve ortak çıkarlarının bulunduğu Hitler’in buyruğuyla Porsche, geniş halk kitlelerinin satın alabilecekleri sağlam bir otomobil tasarımına başladı.

Hitler’in diğer koşulları şunlardı: Saatte 100 kilometrelik hız, 4-5 kişilik yer,100 kilometrede en fazla 8 litrelik benzin tüketimi, 1.000 RM’nin (Reichsmark) altında satış fiyatı. 1936′da 4 silindirli Boxer motorlu, 22 beygir güçlü ve 984 cc hacimli ilk 3 test otomobili hazırdı.

Sonradan “Volkswagen” (böcek) olarak adlandırılan hava soğutmalı otomobil, önce Alman İşçi Birliği çerçevesindeki Nasyonal Sosyalist Yardım Kuruluşu “Kraft durch Freude”den (Neşeden güç doğar) esinlenerek “KdF-Wagen” olarak piyasaya çıktı. Porsche genelde bu otomobilin mucidi olarak kabul edildiği halde asıl konstrüksiyon planları, tasarımını 1925′ten itibaren geliştiren ve Porsche’ye 1932′de bunları boş yere öneren Çekoslavakya’lı Bela Barenyi’ye aitti.

Savaş İçin Tasarımlar 1937′de NSDAP’ye (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) giren Porsche bir yıl sonra SS’e de katıldı. Buna karşın, yalnız işini düşünen ve politikayla ilgisi olmayan bir insan olarak tanındı. Basit bir tasarımcıyken Wolfsburg’daki Volkswagen AG’nin kurucusu ve yöneticisi oldu. Porsche burada “böcek”in seri üretimine başladı.

Yeni teknik gelişmelere tutkun olan Porsche, İkinci Dünya Savaşı’nda askeri araç üretimine ağırlık verdi. Alman Devleti’nin en büyük ulusal onur madalyasını aldıktan sonra “profesör” ünvanını kullanabilen zırhlı araç tasarımcısı olarak ön plana geçti. Ayrıca Volkswagen’i askeri amaçla cip ve yüzer araç haline getirdi. Porsche’nin işletmesi savaşın bitmesine bir yıl kala Gmünd/ Karnten’e nakledildi.

Almanya’nın teslim oluşundan sonra tutuklanan Porsche bir Fransız cezaevinde kaldı. 1947′de kefaletle serbest bırakıldı. Bundan böyle, oğlu Ferry’nin yönetimi altında onarım işleri ve yedek parça üretimiyle ayakta kalmaya çalışan Karnten’deki fabrikasına kendini adadı.

1948′de kendi adı altında tanınan, 40 beygir gücündeki bir VW motoruyla donatılmış olan ilk spor arabasını piyasaya çıkarttı. İşletmesi 1950′de tekrar Stuttgart’a nakledildi ve Porsche burada 75 yaşında öldü

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk

Bilim İnsalarının Hayatı | ROBERT BOSCH


Alman sanayici Bosch motorlu araçlar için elektrik donanımı üreten dünya çapında başta gelen firmayı küçük bir tesisatçı dükkanından başlayarak kurdu. 20. yüzyılın başında hemen hemen her otomobile takılan manyetoyu geliştirerek dünya çapında ünlendi.

Bosch Schwaebische Alb dağlarında bir köy olan Albeck’de bir çiftçi ailesinin oniki çocuğunun onbirincisi olarak dünyaya geldi. Ailesinin başlıca gelir kaynağını, arabacıların geceledikleri ve atlarını değiştirdikleri bir han oluşturuyordu.

Tren hattı döşendiğinde ailece Ulm’e taşındılar. Bosch ince tesviyecilik dalındaki çıraklığını tamamladıktan sonra ülkesinden ayrıldı. 1884′te ABD’ye giderek burada Thomas Alva Edison ile birlikte çalıştı ve ardından da İngiltere’ye gitti.

Ondan iki yıl sonra da 10.000 marklık bir sermaye ile Stuttgart’ta bir tesisat, ince tesviyecilik ve elektroteknik şirketi kurdu. 1887′de bir arkadaşının kızkardeşi olan Anna Kayser ile evlenerek iki çocuk sahibi oldu.

Bosch, bir makinacı kalfa ve bir çırak çocukla birlikte her türlü elektrik tesisatı onarıyor ve telefon, ev telgrafı ve paratoner (yıldırımsavar) gibi aygıtları monte ediyordu.

1887′de gazlı motorlar için ürettiği manyetoyu izleyen yıllarda giderek geliştirdi. Elde ettiği başarılar yüzünden tesisatçı firmasının kapasitesini gözünde büyüttü. Yeni makine alımı için fazla yatırım yaptı ve 1890′da parasal sıkıntıya düştü. Ancak 1897′de ekonomik sıkıntısını atlatabildi.

Kendisi tarafından üretilen manyeto artık bir motorlu araca, bir Dioa-Bouton Üç Tekerleklisine takılabildi. Bosch bundan beş yıl sonra kesin başarıya ulaştı. Proje mühendisi Gotdob Honold bujilerle bir yüksek gerilim manyetosu geliştirdi. Bir aygıt ateşleme hızı ve dakiklik açısından tüm rakip firmaların ürünlerinden üstündü.

Ayrıca hızlı çalışan benzinli motorların geliştirilmesi üzerinde etken oldu. Aradan çok geçmeden Bosch hemen hemen bütün büyük otomobil firmalarından sipariş almaya başladı.

Yeni yüzyıla girdikten birkaç ay sonra, bu arada 45 kişi çalıştıran Bosch, Stuttgart’a taşındı. Elektroteknik fabrikasını plânlarken ABD’de edindiği deneyimlerden yararlandı.

Modera iş bölümünü göz önünde tutarak imalathanelerini donattı. Sık sık “Kızıl Bosch” olarak nitelendirilen sanayici, Almanya genelinde ancak 1918′de kabul edilen 8 saatlik iş gününü 1906′da uygulayarak sosyal tutumunu kanıtladı.

1910′da fabrikasında çalışanlara Cumartesileri öğleden sonra izin verdi. Diğer işletmelerin çoğunda o tarihte haftada altı tam gün çalışılıyordu. Şirketi 1913′te 7 haftalık bir işçi mücadelesine sahne olunca, Bosch işverenler birliğine katıldı. O tarihe kadar bu örgüte üye olmayı reddetmişti.

Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden önce Bosch ürünlerinin % 90′ını dış ülkelere satıyordu. Şirketi, motorlu taşıtlar için buji, ışık makinesi, akü, starter, far vb. parçalardan oluşan ilk standart elektrikli donanımı sunuyordu.

İngiltere, Fransa ve ABD’de kendi şirketleri ve temsilcilikleri bulunmaktaydı. Her ne kadar savaş başladığında dış ülkelerden sağladığı kazanç elden gittiyse de, savaş için yaptığı üretim bunu kat kat çıkartıyordu. Bosch bu kazancının büyük bir bölümünü Neckar kanalının inşası için kurulan bir vakfa devretti. 1916′da firmasını anonim şirkete çevirdi.

Her zaman teknikteki yenilikleri göz önünde bulunduran Bosch, Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra araştırmaya büyük paralar ayırdı ve işletmesini giderek büyüttü.

Özel hayatında 20′li yıllarda kaderin birkaç sillesine katlanmak zorunda kaldı. Oğlu mültipl skleroz hastalığından öldüğü gibi, çocuğunun ölümünü kabullenemeyen karısı da geçirdiği ağır depresyonlar yüzünden hastanelerde bakılmak zorunda kaldı. Bosch 1926′de boşandı ve bir yıl sonra Margarete Woerz ile evlenerek bir kız çocuk sahibi oldu.

Yine 1927′de çalışanlara şirkette uzun yıllar çalıştıktan sonra, emekliliklerinde parasal destek sağlayan Bosch Yardımı adı altında toplumsal bir kuruluşu hayata geçirdi. Ne var ki, 30′lı yılların başındaki dünya ekonomik buhranı 1937′den beri Robert Bosch GmbH adını taşıyan bu kuruluşu da etkiledi. Satışlar hissedilir derecede gerilerken çalışanların kimisine yol vermek gerekti.

Bosch’ un fabrikaları İkinci Dünya Savaşı’nda geniş çapta yıkıldılarsa da kendisi buna tanık olmadı. Şirketin kurucusu 1942 yılinda 80 yaşında Stuttgart’ta hayata veda etti. Fabrikaları yeniden inşa edildikten sonra üretim yelpazesine buzdolapları ve diğer elektrikli ev aletleri eklendi.

2 Nisan 2008
Okunma
bosluk
Bilim Son Yazılar FriendFeed

TEKNOBOOK'U BEĞENENLER

Yazı Arşivi

Vtunnel Kocaeli Cengiz Topel Havaalanı Acunn Var Mısın Yok Musun
Sex Hikayeleri