Reflü Rahatsızlığının Nedenleri Neler?

Mide asidinin, anormal bir şekilde yukarı doğru çıkarak yemek borusuna ve boğaza gelmesi durumunda oluşan reflüyü uzmanlar modern toplum hastalığı olarak niteliyor.

Reflünün beslenme düzeninin değişimiyle bağlantılı olduğunu ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Dursun Buğra, “Günümüzde daha çok fast food, hızlı yemek yeme alışkanlığı, kötü yağlarla yapılan gıdaların tüketimi, aşırı çay, kahve içilmesi, kola, soda, bira gibi gazlı içeceklerin tüketilmesi, sigara alışkanlığının artması reflüye zemin hazırlar. Tüm bunlar mideden yukarıya doğru asit kaçışını kolaylaştırıcı etkenlerdir” dedi. Kötü beslenme alışkanlığı nedeniyle kiloların da artmaya başladığını belirten Prof. Dr.Dursun Buğra “Kilonun biriktiği yer ise en sıklıkla karındır. Karında biriken fazla kilolar, yağ artışı midenin basıncını artırır, dolayısıyla mide içindeki yüksek basınçtan, daha düşük basınçlı yemek borusuna doğru hem asidin hem de gıdanın kaçışı kolaylaşmış olur ve bunlar da reflüyü kolaylaştıran etkenlerdendir” diye konuştu.

İLAÇ TEDAVİSİ ETKİ ETMEDİĞİ TAKDİRDE CERRAHİ GİRİŞİMLER YAPILABİLİR

Reflü tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemin ilaç tedavisi olduğunu belirten Prof. Dr. Buğra, tek başına ilaç tedavisinin de yeterli olmayacağını hastanın da yardımının gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Dursun Buğra, yaşam tarzının mutlaka değiştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Kişinin kilo alımı, kötü beslenme, gazlı içecekleri içme, kahve ve sigara gibi olumsuz etkenlerden vazgeçmesi gerekir” dedi. Geceleri baş tarafın yükseltilmesi ve asit önleyici ilaçlarla hastalığın yüzde 90’ının tedavi edilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Buğra, “Tedaviden sonra yakınmaları tekrar ortaya çıkanlarda ya da ilaç tedavisinden hiç yarar görmeyenlerde ise cerrahi girişimler yapılabilir” diye konuştu.

www.maranki.com
reflünün nedenleri, reflü neden oluşur, reflü hastalığı ve sebepleri, reflüden kurtulmak için

17 Şubat 2009
Okunma
bosluk

Yeni Doğan Bebeklerde Erken Hastalık Teşhisi

Yeni Doğan Bebeklerde Erken Hastalık Teşhisi

Yeni doğan bebeğin topuğundan alınan bir damla kan ile gelecek dönemlerde oluşabilecek zeka geriliğinin ortadan kaldırılabileceği bildirildi.

Yeni doğan bebeğin topuğundan alınan bir damla kan ile gelecek dönemlerde oluşabilecek zeka geriliğinin ortadan kaldırılabileceği bildirildi.

Nevşehir Sağlık Müdür Vekili Dr. Şenol Sağır, metabolik ve kalıtsal hastalık olan ‘Fenilketonüri’nin erken tanı konulduğunda tedavi edilebildiğini söyledi. Gelişmiş ülkelerde fenilketonürinin her 10 bin ile 30 bin yeni doğan bebekte gözlenmesine karşın, bu oranın ülkemizde her 3 bin ile 4 bin 500 bebekte görüldüğünü belirten Dr. Şenol Sağır, bunda Türkiye’de yaygın olan yakın akraba evliliğinin en temel etken oluşturduğunu kaydetti. Tedavi edilmediği takdirde bebeklerde zeka geriliğine yol açan fenilketonüri ile en etkin mücadelenin akraba evliliğinin en az düzeye indirilmesi ile mümkün olabileceğini anlatan Dr. Şenol Sağır, şöyle dedi:

“Gebeler, doğum öncesi kontrollerini düzenli yaptırmalı. Riskli gebeler belirlenerek, doğumları mutlaka uzman personel tarafından yaptırılmalı. Her yeni doğan bebeğin topuğundan alınacak 1 damla kan örneği ile gelecekte telafisi mümkün olmayacak ‘Fenilketonüri’ hastalığının önüne geçilebilmektedir.”

Dr. Şenol Sağır, feniketonüri ve konjenital hipotiroidi tarama testlerinin doğum yapılan hastanelerde ve sağlık ocaklarında devam ettiğini ekledi.

yeni doğan çocuklarda hastalık teşhisi, bebeklerde hastalık teşhisi, erken teşhis , yeni doğan bebek erken teşhis

15 Şubat 2009
Okunma
bosluk

Soda Böbrekler İçin Zararlı Mı?


ABD’de bilim adamlarının yaptıkları araştırmaya göre günde bir defa soda içen kişilerde böbrek hastalıkları görülüyor. Böbrek hastalıklara sodada bulunan albümin maddesi neden oluyor ve özellikle kadınlarda daha fazla görülüyor.

Yapılan incelemelerde kandaki albümin seviyesi SODA içenlerde daha yüksek çıkıyor ve bu da böbrek hastalıklarının habercisi olarak söyleniyor.

Yorum:Her yemekten sonra hazımsızlık nedeniyle soda içenler, sodanın zararsız olduğunu düşünüp aşırıya gidenler bu bilgilere göre bu durumu azaltmalısınız gerekiyor. Sodanın tamamen zaralı olduğu söylenmiyor. Albümin zaten kanda normalde bulunan protein. Ancak aşırı soda içimi bunun oranını artırdığı için zararlı olduğu söyleniyor.

12 Şubat 2009
Okunma
bosluk

Amerika’da Sigarayı Bırakanlara Ekstra Maaş Veriliyor

Amerika'da Sigarayı Bırakanlara Ekstra Maaş Veriliyor
ABD “General Electric” firması çalışanları arasında verimliliği artırmak ve sigaradan doğan hastalıkların önüne geçmek amacıyla sigarayı bırakmaları karşılığında onlara ekstra maaş veriyor.

Bu uygulama şimdilik tüm işçileri kapsamıyor ancak, 2010 yılında tüm çalışanlarını kapsayan bir proje yapacaklarını söylüyorlar.

Daha önceki denemelerde küçük hediyelerin verilmesi bu çalışmayı başarısız kılmış. Ancak ödüllerin bu sefer yüksek olması nedeniyle bu sigarayı bırakma oranı büyük ölçüde artış göstermiş.

12 Şubat 2009
Okunma
bosluk

El Taraması İle Baştan Aşağı Sağlık Kontrolü Yapılıyor

El Taraması İle Baştan Aşağı Sağlık Kontrolü Yapılıyor

Türkiye’de bir tane olan aletle, elinizi kullanarak baştan aşağı sağlık kontrolü yaptırmanız mümkün.

İnsanların hayatlarını sağlıklı sürdürebilmeleri için metabolizmanın işleyişinin düzgün olması gerektiğini kaydeden Endokrinoloji ve Metobolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuri Haksever, “Eskiden metabolizmayla ilgili bilgilere ulaşabilmek için yapılan check-up’larda kan testlerine başvuruluyordu.

Artık kan vermeden de bilgilere ulaşmak mümkün” dedi. CPR adı verilen cihazın üzerine elin konulmasının yeterli olduğunu dile getiren Haksever, cihazın o an avuçta dolaşan kandan ölçüm yaptığını aktardı. Haksever, “Başparmağın altında kalan yuvarlak bölgenin cihazın üzerine yerleştirmesiyle birkaç saniye içinde ölçüm gerçekleşiyor ve değerler cihazdan bilgisayara ulaşıyor. Ölçümü yapan hekim de bilgileri teker teker yorumluyor” diye konuştu.

elden sağlık kontrolü, el ile sağlık kontolü, eliniz ile haastalıklarınızı tepit edin

17 Ocak 2009
Okunma
bosluk

Aşırı Şeker Bağışıklık Sistemine Zararlı!

Fazla miktarda şeker tüketmenin, bağışıklık sistemini bozduğu bildirildi.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 100 gramlık rafine şeker tüketiminin olumsuz etkilerinin ilk yarım saat içinde başladığını söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, olumsuz etkinin 5 saat boyunca devam ettiğini, genelde şeker yemekten 2 saat sonra akyuvarların yabancı maddeleri (virüs,bakteri) hücre içine alıp parçalama yeteneğini yüzde 50 oranında azaltığını belirtti.

Akyuvarların enfeksiyonlara karşı kullanılan savunma mekanizmasının temeli olduğundan doğal olarak bağışıklık sisteminin baskılandığını ve hastalıklara yakalanma oranının arttığına dikkati çeken Prof. Dr. Yılmaz, ”Başka bir deyişle ne kadar çok şeker tüketirseniz, bağışıklık sistemi de o denli olumsuz etkilenir” dedi.

Yapılan bilimsel araştırmaların yüksek şeker tüketiminin hücreleri C vitaminini kullanamaz hale getirdiğini ortaya çıkardığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, özellikle bir enfeksiyon sırasında bağışıklık sistemine yardımcı olmak için şekerden uzak durmanın çok önemli olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Kısa dönemli oruç tutmak, kan şekeri düzeylerini düşürerek, özellikle akut enfeksiyöz bir hastalıkta ilk 24-48 saat içinde bağışıklık sistemini iyileştirebilir ve akyuvarların mikroorganizmaları yok etme yeteneğini yüzde 50 oranında artırır. Fazla şeker tüketimine bağlı olarak özellikle çocukluk çağındaki şişmanlık salgın haline gelmiş durumdadır. Deneysel çalışmalar, aşırı kilolu bu çocukların enfeksiyöz hastalıklarına daha sık yakalandıklarını göstermektedir. İnsanların özellikle çocukluk çağından itibaren aşırı şeker tüketiminden kaçınması gerekmektedir. Okul kantinlerinde şekerli gıdaların yerine doğal gıdaların satışı teşvik edilmelidir. Ülkemiz her yıl enfeksiyöz hastalıklara ve kanser gibi bağışıklık sisteminin bozulmasına bağlı açığa çıkan hastalıklara milyarlarca dolar harcamaktadır.”

Basit önlemler ile bu hastalıkların önüne geçebileceğini belirten Prof. Dr. Necat Yılmaz, ”Kısacası çocuğumuza ve kendimize şekerli bir gıda alırken bir kez daha düşünmeliyiz” diye konuştu.

şeker ve bağışıklık sistemi, şeker bağışıklık sistemini zayıflatıyor, aşırı şeker yemenin zararı, fazla şekerin bağışıklık sistemine etkisi

12 Ocak 2009
Okunma
bosluk

Çoğu Hastalıkta Kullandığımız "Aspirin" Ne Zaman Bulundu?

Hammaddesi söğüt ağacı yaprakları ve kabukları olan asprinin, 800 yıl önce Selçuklu devletinin 1204 yılında yaptırdığı ilk tıp medresesi olan Gevher Nesibe Şifahanesi’nde romatizma hastalıklarına karşı kullanıldığı iddia edildi. İddiayı Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ekrem Aktaş da doğruladı.

Asetilsalisik asit yani kısaca ASA olarak adlandırılan aspirin, genellikle küçük çaplı ağrı ve sızılar için kullanılan ağrı kesici bir ilaç olarak biliniyor. Aspirinin bilinen tarihçesi ise 100 yıl öncesine dayanıyor. Ancak hammaddesi söğüt ağacı yaprakları ve kabukları olan aspirinin 800 yıl önce ağrı kesici ve romatizma hastalıklarına karşı tedavide kullanılan ilaç olduğu ortaya çıktı. Dünyanın ilk tıp medresesi ve hastanesi olarak kabul edilen Selçuklu Devleti’nin 1204 yılında yaptırdığı Gevher Nesibe Şifahanesi’nde hekimlerce hastalara tedavi amaçlı veriliyordu.

Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ekrem Aktaş, Gevher Nesibe Şifahanesi kayıtlarının incelendiğinde aspirinin 800 yıl önce ağrı kesici olarak kullanıldığını söylüyor. Aynı zamanda Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Ekrem Aktaş, 800 yıl önce Selçuklu Devleti’nin kurduğu ve 1800′lü yıllara kadar hizmet veren Gevher Nesibe Şifahanesi’nin, hastaları tedavide kullanılmak üzere ilaç araştırmaları ve üretimi yaptığını belirtiyor. Prof. Dr. Ekrem Aktaş, halk arasında söğüt ağacının altında uyumanın, baş ağrısına ve yorgunluğa iyi geldiği yönündeki inanışı hatırlatarak şöyle konuşuyor: “1204 yılında kurulan şifahanenin kadrosuna baktığımızda bir eczacı olduğunu görüyoruz. Hastane ile ilgili kayıtları incelediğimizde ise çeşitli bitki ve kimyasallar kullanılarak ilaç üretimi yapıldığını anlıyoruz. Eczacılık bölümünün yaptığı faaliyetlerle ilgili kayıtları incelediğimizde bugün bile kullanılmakta olan aspirinin söğüt ağacı yaprakları ile ağacın kabuklarından üretilerek ağrı kesici ve romatizma hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını biliyoruz. 100 yıllık geçmişi olduğu belirtilen aspirinin, Avrupa’da sentetik hale getirilerek üretimine devam edilmiştir.”

Prof. Dr. Aktaş, şifahane kayıtlarında, farklı türden bitkilerden farklı hastalıkların tedavisinde kullanılmak amacıyla ilaçlar üretildiğine ifade etti. Mısır püskülünün idrar söktürücü, öksüz çiğdem otunun gut hastalığının tedavisinde ilaç olarak kullanıldığına dikkat çekti. Aktaş, şifahane ile ilgili Selçuklu Devleti’nden itibaren Osmanlı Devleti döneminde de verilen hizmetleriyle ilgili devlet arşivlerinden bilgilere ulaştıklarını dile getirdi.

Erciyes Üniversitesi tarafından Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan 800 yıllık yapı halen ayakta duruyor. Bu tıp medresesi, II. Kılıçaslan’ın kızı ve Gıyaseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi olan Gevher Nesibe Sultan adına, babası ve erkek kardeşi tarafından 1204 yılında inşa ettirilmiş. Şifahane zaman zaman ara vermesine rağmen Osmanlı Devleti döneminde 1800′lü yılların sonuna kadar hizmet verdi. Kitabesinden Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi’nin, ilk kadrosunda, biri başhekim olmak üzere 2 hekim, 1 cerrah, 1 göz hekimi, 1 eczacı ve 1 idareci bulunduğu öğrenilmektedir.

Aspirin ne zaman bulundu, aspirinin tarihi, aspirin nasıl bulundu, aspirin neden yapılır

1 Ocak 2009
Okunma
bosluk

Varislerden Kurtulma Yolları Nelerdir- Varis Tedavileri

Kadınların en büyük derdi varisler….

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Halil Fatih Aşgün, varis hastalığında özellikle kadınların risk grubu içinde yer aldığını bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Aşgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uygun şekilde tedavi edilmeyen veya önlem alınmayan hastalarda varisin ilerleyici olduğunu söyledi.

Halk arasında varis tedavisinde bilinen yöntemin ”varis çorabı” kullanmak olduğuna işaret eden Aşgün, hastanın bu çorabı kullanıp kullanmayacağına hekimin karar vermesinin önem taşıdığını bildirdi.

Varis çorabının oluşmuş varisleri ortadan kaldırmaktan çok varisin gelişmesine ve ilerlemesine engel olmak, hastalığa bağlı şikayetleri azaltmak amacıyla önerildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Aşgün, ”Aşırı kilolular, uzun süre ayakta ya da oturarak ağır yük kaldıranlar, çok sıcak ortamlardaki işlerde çalışanlar, sürekli yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınlar varis riski taşıyor. Varisin tedavisi ilaçla, ışık ve lazer tedavisinin yanı sıra cerrahi müdahaleyle yapılabiliyor” dedi.

Varis hastalığında özellikle kadınların risk grubu içinde yer aldığını bildiren Halil Fatih Aşgün, varis hastası kadınlara şu uyarılarda bulundu:

”Uzun süre hareketsiz ayakta kalınmamalı. Bu yapılamıyorsa ayağın bilekten ileri geri hareketi, ayak uçlarında yükselme gibi basit egzersizler uygulanmalıdır. Mümkün olduğunca bacaklar uzatılmalı hatta tabure, sehpa, masa, sandalye üzerinde yükseltilmelidir. Düzenli olarak günlük normal tempolu yürüyüşler yapılmalı, bisiklete binilmeli veya yüzülmeli. Yoğun kas faaliyetini veya ağırlık kaldırmayı gerektiren egzersizler ile dar, eklem yerlerini sıkan pantolon giyilmesinden kaçınılmalı.

Banyoda bacaklar soğuk suyla yıkanmalı, sıcak sudan uzak tutulmalı. Yatağın ayak kısmı bir miktar yükseltilmelidir. Varis üzerinde şiddetli ağrı, kızarıklık, hassasiyet ve varis içinde sertlik oluştuğunda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Epilasyon, mezoterapi, karboksiterapi gibi estetik işlemlerin varis bulunan bacakta uygulanması sorunlara yol açabilir.”

30 Aralık 2008
Okunma
bosluk

İnternet Beynimizi Nasıl Etkiler…

Orta yaşlılar ve yaşı büyük olanlar dikkat. Bu haber sizin için. Yaşla birlikte zayıflayan beyin gücünü arttırmanın en etkin yollarından biri internet kullanmak.

Yapılan son araştırmalar internetin sanılanın aksine beyin gücünü arttırdığını ortaya koyuyor. Kaliforniya Üniversitesi’de konuyla ilgili araştırma yapan bir grup, internetin beynin karar verebilme mekanizmasını güçlendirdiği sonucuna ulaştı.

Beynin karmaşık düşünme yetisini de arttıran internet, özellikle orta ve orta üstü yaşlarda beyin fonksiyonları üzerinde daha etkin bir rol üstleniyor.

Beyin yaşlandıkça sayısız değişimler geçiriyor. Mesela beyin hücreleri büzülüyor ve hücre aktivitelerinde yavaşlama yaşanıyor. Bu da kişinin günlük hayatındaki düşünebilme yeteneklerini kısıtlıyor.

Uzmanlar beyni aktif tutabilmek için bulmaca çözmek gibi hobilerin işe yaradığını ve bu listeye internette sörf yapmanın da eklenebileceğini belirtiyorlar.

Ortaya çıkan bu sonuç bilgisayara uyarlanmış teknolojilerin belli bir yaştan sonra psikolojik etki yaratıp yaratmayacağı tartışmasını güçlendiriyor.

Yapılan araştırmada ayrıca kitap okuma ile internetin beyinde yarattığı farklar karşılaştırıldı. İk aktivitenin de beynin aynı bölgelerini çalıştırdığı sonucuna ulaşıldı. Hatta ineternetin farklı birtakım bölgeleri de çalıştırdığı görüldü.

15 Ekim 2008
Okunma
bosluk
Bilim Son Yazılar FriendFeed

TEKNOBOOK'U BEĞENENLER

Yazı Arşivi

Vtunnel Kocaeli Cengiz Topel Havaalanı Acunn Var Mısın Yok Musun
Sex Hikayeleri